Quantum Koçluğu: Hayatında Neyi Dalgacık, Neyi Parçacık Yapıyorsun?

Çift yarık deneyi, modern fiziğin en dikkat çekici deneylerinden biridir. Deneyde elektronlar ya da fotonlar iki yarığa doğru gönderilir. İlginç olan ise şudur: Ölçüm yapılmadığında bu parçacıklar sanki aynı anda birçok olasılığı içinde barındıran bir dalga gibi davranır. Ölçüm yapıldığında ise belirli bir konumda bulunan bir parçacık olarak karşımıza çıkar. Bu deneyin bilimsel yorumu oldukça derindir ve kuantum fiziğinin temel taşlarından biridir. Ben ise bu deneyi fiziksel bir kanıt olarak değil, zihnimizin çalışma biçimini anlamamıza yardımcı olan güçlü bir metafor olarak görüyorum.


Hayatta da çoğu zaman zihnimiz çift yarık deneyindeki o olasılıklar gibi çalışıyor. Bir düşünelim... Bir arkadaşımızı aradık ve telefonu açmadı. İşte tam o anda zihnimizde onlarca ihtimal doğmaya başlıyor. "Acaba bana mı kızdı?", "Beni artık önemsemiyor mu?", "Bilerek mi açmadı?", "Başka biriyle mi konuşuyor?" O an bunların hiçbiri gerçek değil. Hepsi yalnızca zihnimizde oluşan olasılıklar, yani benim benzetmemle dalgacıklar.

Bir süre sonra telefon çalıyor. Arkadaşımız geri dönüyor ve "Kusura bakma, yemek yapıyordum." diyor. İşte o anda dalgacıklardan biri parçacık hâline geliyor. Fakat burada ilginç bir nokta daha var. Bu bile aslında bize sözel olarak aktarılan bir bilgi. İstersek buna inanabiliriz. İstersek "Hayır, kesin yalan söylüyor." diyebiliriz. Yani zihnimiz yine olasılıklar arasından başka bir dalgacığı seçip onu parçacık hâline getirebilir.

Belki de günlük hayatımızda yaşadığımız birçok zihinsel yükün nedeni tam olarak budur. Henüz doğruluğundan emin olmadığımız ihtimalleri gerçekmiş gibi yaşamaya başlıyoruz. Bir olasılığı seçiyor, onu kesin gerçek kabul ediyor ve ardından onun doğurduğu bütün duyguları gerçekten yaşıyoruz. Oysa ortada belki de sadece bir ihtimal vardı.


Quantum koçluğu açısından bakınca kendime sık sık şu soruyu soruyorum: "Şu an yaşadığım şey gerçekten bir parçacık mı, yoksa zihnimin seçip gerçek sandığı bir dalgacık mı?" Bu soru, birçok gereksiz kaygının önüne geçebiliyor. Çünkü her düşünceyi kesin gerçek yapmak zorunda değiliz. Bazı düşüncelerin sadece olasılık olarak kalmasına izin verebiliriz. "Henüz bilmiyorum.", "Bu sadece bir ihtimal.", "Gerçeği öğrenmeden karar vermeyeceğim." diyebilmek bazen zihni inanılmaz derecede özgürleştiriyor.


Üstelik burada bir katman daha var. Diyelim ki elimizde artık bir parçacık olduğunu düşündüğümüz bir bilgi var. Acaba onu da tamamen doğru görüyor muyuz? Duyu organlarımız bizi zaman zaman yanıltabilir. Gördüğümüzü yanlış yorumlayabilir, duyduğumuzu eksik anlayabilir, geçmiş deneyimlerimizin etkisiyle gerçekliği çarpıtabiliriz. Zen Budizmi'nin önemli öğretilerinden biri de tam burada devreye girer. Olanı olduğu gibi görebilmek... Yorumlarımızı gerçek sanmamak... Zihnin hemen hikâyeler yazmasına izin vermeden önce küçük bir duraklama yaşayabilmek...

Belki de yaşamın önemli becerilerinden biri, neyin gerçekten parçacık olduğuna, neyin ise hâlâ dalgacık olarak kalması gerektiğine karar verebilmektir. Çünkü bizi çoğu zaman gerçekler değil, gerçek sandığımız olasılıklar yorar. Hayat belki de, her ihtimali hemen parçacığa dönüştürmek yerine, bazı dalgacıkların dalgacık olarak kalmasına izin verebildiğimiz ölçüde daha hafif ve daha huzurlu bir hâl alır.